Kapının asıl adı Porta Aurea. M.S. 4. yüzyılın sonlarında İmparator Theodosius tarafından yaptırılmış. Üç kemeri, beyaz mermerleri ve üzerindeki kabartmalarıyla sur duvarının geri kalanından çok farklı görünür ilk bakışta 'bu başka bir şey' diye hissedersiniz ve gerçekten öyledir.
Peki neden "Altın" Kapı?
Adını, kapı kanatlarını kaplayan altın yaldızlı bronz süslemelerden aldığı söylenir. Bu kapı Roma için zaferlerin kutlandığı bir kapı olduğu için değerli madenlerle süslenmiştir; savaştan galip dönen imparatorların, zafer kazanan komutanların Konstantinopolis'e girdiği törenlik bir kapıydı. Yani şehre herkes her kapıdan girebilirdi ama büyük zaferler bu kapıdan kutlanırdı. Belki de bu kapının ve bu kapıdan geçişlerin görkeminden etkilenerek İstanbul'un fethinden sonra Osmanlı padişahları da zaferlerden sonra Edirnekapı'yı kullanmışlardır.
Fetihten sonra Altın Kapı'ya ne oldu?
Osmanlı döneminde kapı tamamen örüldü ve Fatih Sultan Mehmet'in bu bölgeye yaptırdığı Yedikule Hisarı'nın içinde kaldı. Zamanla tören kapısı olmaktan çıkıp hapis ve sürgün mekânına dönüştü. Genç Osman gibi üst düzey devlet adamları, yabancı elçiler, buraya düşenler arasındaydı. Zaferin sembolünden zindana — bu dönüşüm bence Altın Kapı'nın en çarpıcı yönü.
Fetih Kapı ile karıştırmayın
İkisi birbirinden çok farklı. Fetih Kapı, Bizans'tan kalma özgün bir kapı değil; fetih sırasında açılan gediğin bulunduğu yere sonradan verilen sembolik bir isim. Altın Kapı ise gerçek anlamda antik dönemden kalma, hâlâ ayakta duran bir yapı. Kemerleri, mermerleri, üzerindeki Latince yazılar kısmen okunabilir durumda.
Bugün Yedikule Hisarı'nı ziyaret ettiğinizde Altın Kapı'yı da ziyaret etmeyi unutmayın. Tıpkı filmlerdeki gibi zamanında imparatorların zaferle geçtiği bu kapıyı görünce tarihin ne kadar tuhaf bir şey olduğunu bir kez daha anlıyorsunuz.