Planlanmış bir yolculuğun gereği olarak yolculuğa hızlı trenle çıkıyoruz. Ankara-Konya arası eskiden saatlerle ifade edilirken, şimdi bir kek ve gazete keyfi Konya'ya ulaşmamıza yetiyor. Bizi Konya'nın kulak donduran soğuğu selamlarken, sırtımızdaki kabanın bile üşüdüğünü hissediyoruz. Perona inerken dönüşü bile hesaplamıyoruz. Her şey bu güzel şehri ve elbette Mevlana Müzesi'ni görebilmek için...

Mevlana Müzesi esasında Mevlana Türbesi olarak da biliniyor. Bu yeşil kubbeli görkemli müzede Mevlana'nın aile fertlerinin mezarları da yer alıyor. Etrafındaki gül bahçesi ise, müzeyi bir ışık gibi sarmalıyor. Buraya bir kez gelince bir daha unutmak mümkün değil. Bahçede kendince Mevlana şekeri ve tesbihler satan yaşlı ve tonton bir amcayla sohbete dalıyoruz. Amcamız bize en az bu görkemli müzenin görüntüsü kadar önemli bilgiler de veriyor. Her yıl yerli ve yabancı ziyaretçilerin akınına uğrayan mekan, Topkapı Sarayı'ndan sonra en çok ziyaret edilen ikinci müze konumundaymış. Elbette Şeb-i Arus kapsamında Mevlana Kültür Merkezi'nde yapılan sema gösterilerinin insanı nasıl büyülediğinden de bahsediyor. Ona kendi kadar içten bir veda ederek ziyaretimizi sürdürüyoruz...

Müzeye girdiğiniz andan itibaren yayılan esans kokusu bir rüya gibi ciğerlerinize doluyor. Her şey öylesine uhrevi ve mana olarak ağır ki, kendinizi bir hayal dünyasında hissetmemeniz elde değil. Yüzlerce yıl öncenin tarihini buram buram hissediyorsunuz. El yazmaları, minyatürler, türbeler ve eşsiz güzellikleriyle Mevlana Müzesi sizi sıkıcı dünyanızdan çıkarıp yeni bir aleme sürüklüyor.

Konya'ya gelip de etli ekmek yememek, bu lezzetin hiç değilse tadına bakmadan dönmek olmaz. Bu keyfe bir de Arapaşı Çorbası eşlik edince keyfimiz ikiye katlanıyor. Yakınlarımıza aldığımız hediyelik eşyaları da çantamıza yerleştirdikten sonra Konya şekerini de kenarına sıkıştırıyoruz. Her şey öyle güzel ki, ne vaktin nasıl geçtiğini anlıyoruz ne de tadına doyabiliyoruz.

Mevlana meydanından kalkan dolmuşlardan birine usulca yerleşip gara doğru yola çıkıyoruz. Mevlana Türbesi ise uzun yıllar hatırlanacak atmosferiyle hem aklımızın hem de kalbimizin en değerli yerine yerleşiyor...

Twitter Facebook Google+ Stumbleupon LinkedIn

Yorumunu yaz

Gönder