Istanbul'a 5 saat mesafede bir cennet - bademli rotasi


Ekim ayında derecelerin normalin üstünde seyretmesi ve pandemi nedeniyle sönük geçen yaz sonrası deniz güneş ve dinlenme ile geçecek bir haftasonu rotası planlamaya karar verip yönümüzü Egeye çevirdik.

İzmir otoyolunun açılmasıyla İstanbul – İzmir arası mesafenin 5 saate kadar düşmesi de haftasonu için Ege planlarını daha gerçekleştirilebilir kılmaya başladı. Cuma günü mesai sonrası İstanbul trafiğine de takılmamak adına Yenikapı – Bursa Feribotunda yolculuğumuzu başlattık. Planımız bir gece Ayvalıkta konaklayıp sonrasında Dikilinin turkuaz sularına kendimizi bırakmaktı. 

İlk gece 12 gibi Ayvalık’ta  Air Bnb üzerinden rezervasyon yaptırdığımız tarihi taş konağa ulaştık ve geceyi burada dinlenerek geçirdik. Ayvalık konaklama konusunda oldukça geniş bir fiyat ve performans skalasına sahip. Biz tarihi taş konağın banyosu içerisinde yer alan odasında düşük sezonun da etkisiyle 120 TL gibi bir ücrete konaklamış olduk ve oldukça memnun kaldık. Yalnız Ayvalık sokakları araba park etmek için oldukça dar ve özellikle yüksek sezonda bu konuda biraz çaba göstermeniz gerektiğini belirtmeliyim. Otel- ev rezervasyonu yaptırırken yakında otopark imkanı olup olmadığını sorarsanız bu konuda içiniz rahat olur.  Ertesi gün erkenden uyanıp Ayvalık’ın taş evlerle çevrili sokaklarında tur atıp deniz kıyısına indik. Sonrasında araştırmalarımız sonucu tercih edenlerin memnun ayrıldıkları Sultan Fast food’ta ayvalık tostu ve portakal suyuyla güzel bir kahvaltı yaptık. Gerçekten çok lezzetli ve hafifti. Sultan Fast Food Yapı Kredi Bankasının sokağında yer alıyor. Bergama tulumu ve diğer şarküteri ürünleri ile hazırlanan Special Tostun 17 TL, sıkma portakal suyunun 10 TL gibi bir ücreti vardı. 

Sonrasında Ateksandan ayvalık tostunun yapıldığı tost ekmeğimizi, Güler Pastanesinden de ayvalığa özgü tatlılarımızı alıp Bademliye doğru yola koyulduk. İlk gün Bademlide denize girmek için en çok önerilen Pissa Koyuna gitmeye karar verdik. Pissa Koyuna  Bademli köyüne geldikten sonra 2-2,5 km boyunca iki yanında zeytin ağaçları olan bir patikadan ilerleyerek ulaşılıyor. Denizin rengi Ekim ayında olmamıza ve öğlen saatinde gelmemize rağmen muhteşemdi. Ne yazık ki gelen insanlar plaja bira şişesinden sigara izmaritine tüm çöplerini bıraktıklarından plaj için aynı muhteşemlikten bahsedemeyeceğim. Biz yanımızda çöp torbası veya eldiven götürmediğimizden pandemi olması nedeniyle de herhangi bir temizlik yapamadık. Ancak gidecek olanlara tavsiyem hazırlıklı gidip doğaya saygı adına etraftaki çöpleri toplamaları… Deniz beklediğimizden çok daha ılıktı, rüzgar olmasa bütün gün denizden çıkmazdık diyebilirim. Bu mevsimlerde gideceklere bir diğer tavsiyem yanınıza fazladan havlu ve rüzgarı kesecek giysiler almanız. Ayrıca koyda herhangi bir işletme olmaması nedeniyle yiyecek ve içecek götürmeniz de gerekli. 

3-4 saat deniz keyfi yaptıktan sonra yine Air Bnb üzerinden rezervasyon yaptığımız kabine doğru yola çıktık. Biraz navigasyonun azizliğine uğrayıp dolambaçlı yollardan geçsek de Kalem adasının tam  karşısında deniz kıyısındaki ahşap kabinimizi görünce tüm yorgunluğumuz geçti diyebilirim. Muftak – banyo – küçük bir hol/oturma odası ve yatak odasından oluşan kabin bir gece için oldukça yeterli ve kullanışlıydı. Ekim ayı Cumartesi gecesi için oda konaklama ücreti 230 TL civarındaydı ancak tabi ki mevsime ve tatil günlerine göre fiyatlar oldukça değişken olabiliyor, ara ara kontrol edip en uygun fiyatları yakalayabilirsiniz. 

İZMİRDE TOSKANA HİSSİ YAŞATACAK BİR RESTORAN  : CASA REGİNA

Odamıza yerleşip  biraz dinlendikten sonra önceden rezervasyon yaptırdığımız, Bergama yolu üzerinde bulunan Aşağıkırıklar Köyündeki  Casa Regina isimli restoranda yiyeceğimiz akşam yemeği  için yola çıktık, Yunan radyolarını dinleyerek geçirdiğimiz 40 dakikalık keyifli bir yolculuk sonrasında kendinizi İtalyadaymış gibi hissedeceğinizden emin olduğum bir avluda bulduk. Casa Reginayı Ece ve Onur çifti işletiyor, şarküteri – peynir ürünleri, pizza çeşitleri, tatlıdan oluşan az ve öz bir menüye sahip bu restoran tatilimizin en iyi durağıydı. Biz şarküteri tabağı ve margarhita pizza yanında Lucien Arkas bağlarından birer kadeh kırmızı şarap tercih ettik ve yemek sonrası San Sebastian cheesecake ve kahveyle doruğa ulaştık.  Mekan Toskanayı andıran ambiyansı, mesafeli masaları, gözümüzün önünde son derece iyi malzemelerle hazırlanarak taş fırında pişirilen pizzaları,  asla aşırıya kaçmamış olan fiyat politikasıyla, ve herşeyden önce sahiplerinin misafirperverlikleri ve zariflikleri ile bizi gerçekten hayran bıraktı. Bergama- Dikili bölgesine yolunuz düşerse bu romantik atmosferi kaçırmamanızı tavsiye ederim.

Pazar günü erkenden uyanıp kahvaltı yapmak üzere Bademli köyünün oldukça sevimli nazar boncuklarıyla bezeli boncuklu kahvesine geldik. Ancak erken saatte gitmemizden mi yoksa bulunduğumuz mevsim nedeniyle mi bilemiyorum, kahvaltı olmadığını söylemeleri üzerine marketten peynir, fırından da simitlerimizi alıp kahvede verilen çay eşliğinde mütevazi kahvaltımızı yaptık. Biz kalkarken etraftaki birkaç mekanda kahvaltı servis edilmeye başlanmıştı. Gördüğüm kadarıyla gözleme ve serpme kahvaltı gibi seçenekler ve bölgeye özgü karadut suyu var, ancak biz deneyimleyemedik.

Son gün için  hakkımızı yine Pissa koyu yolu üzerinde ayrılan çataldan sağ taraftan gidince ulaşılan Fame Beach’ten yana kullandık. Öğlenden sonra yola koyulma planımız olduğundan duşu, tuvaleti ve yeme içme olanağı olan bir plaj olması tercih sebebimizdi. Yine düşük sezon olması sebebiyle plaj oldukça boştu ancak deniz pırıl pırıl ve turkuaz bir renkteydi. Burdaki denize gerçekten hayran kaldık.

Fame Beachte giriş ücreti 40 TL ve şemsiye şezlong kullanımı bu fiyata dahil. Yeme içme ücretleri bize makul geldi, biralar 25-30 TL arasıydı. Ev yapımı köfte tabağı ve patates kızartması da bizce ortalamanın üstündeydi.  Burada deniz ve güneşin tadını çıkardıktan sonra 15.00 gibi yola koyulduk. Zira tatilin son planı Bursa’daki Ömür Köftecisine uğramaktı. 

Yalova feribotumuza iki saat kala Ömür Köftecisinin Nilüfer tarafındaki yeni şubesine geldik. İnegöl köfte, piyaz ve ev yapımı ayrandan, fiyat- performans dengesinden oldukça memnun kaldık. Yalnız köfteler biraz yağlı ve yol için ağır gelebilir, biz bir saatlik yol sonrası feribota bineceğimizden göze aldık. Böylece saat 22.00 gibi İstanbul-Pendik’e ulaştık.

Bademli bölgesi yeni yeni keşfedilmeye başlasa da plajlar küçük olduğundan Temmuz Ağustos aylarında oldukça dolu oluyor. Ancak Eylül – Ekim, Mayıs – Haziran aylarında yüksek sezona göre daha sakin bir ortam olduğundan ve kış gelmeden son kez denizin tadını çıkarmak için biz tatilimizi bu şekilde planladık. 

Bademlide deniz için Killik Koyu ve Küçük Zindancık koyu çok önerilen ancak vakit ayıramadığımız plajlardan. Aynı zamanda kabin evimizin yolu üzerinde bulunan Sunar’ın Yeri de deniz ürünleri eşliğinde günü batırmak için biçilmiş kaftan. Bir dahaki gelişimizde 3-4 günlük bir rota oluşturup Bademlinin tadını daha uzun çıkarmayı planlıyoruz. Herkese iyi tatiller diliyoruz.

Twitter Facebook Google+ Stumbleupon LinkedIn

Yorumunu yaz

Gönder